>> Bu haftanın yazısı Değerli Kurucumuz Can AKBULUT'a ait! Buyurun...

Bu haftanın yazısı Değerli Kurucumuz Can AKBULUT'a ait! Buyurun...

Admin

Bilgi: Toplam 522 Okuma        -        Toplam Kullanılan 1 Oy        -        


Düşünceler Ölmeden Kalemler Ölmez!
 
 
“Bir damla mürekkep bir milyon kişiyi düşündürebilir.” ifadesi zamanında George Gordon Byron tarafından söylenmiş. Ne kadar da doğru söylemiş.. Hani bir şey yazmak istersiniz. Bir yazı, kısa bir not, yemek tarifi, bir adres... Aranır, bir kalem çıkarırsınız cebinizden ya da çantanızdan. Bazen birisi tutuşturur elinize, yabancılarsınız, kendi kaleminizi yanınıza almadığınız için pişman olursunuz. İşte böylesine kopmaz bir parçanızdır o. Hele bir hikâye, bir şiir yazacaksanız, Beyaz kâğıdın üzerinde gidip gelen kalemin sesi mutlaka tanıdık olmalıdır. Sizinle beraber akıp duygu ve düşüncelerinizin hızına yetişmelidir. Bazı işler için kurşun kalem iyidir, bazıları için tükenmez. İnce uçlusu, fosforlusu, boya kalemi... Derginin bu sayısında sizlere kalemin tarihçesi hakkında bilgi vereceğim.
 
Yazı veya çizim için kullanılan kalemin tarihi, aslında işaret parmağımızın tarihi kadar eskidir. İlk insanlar duygu ve düşüncelerini toprağa parmaklarıyla çeşitli şekiller çizerek anlatmış, yani en azından kalem fikrini uygulamışlardır. Daha sonra Sümerler, düzgün tabletlerin üzerine çivi benzeri sivri gereçlerle şekiller çizmeye başlamışlardır. Çividen sonra, kamış fırça, fildişi kalem, kuş tüyü girmiş hayatımıza. Antik Mısır ve Roma döneminde de çeşitli malzemelerden kalemler üretilmiştir. Resim yazılar, yumuşak kil tabletlere sivri uçlu kamış kalemlerle çiziliyordu. Ancak bu sivri uçlu kamışlar, köşeli ve düz çizgiler çekebiliyor, yuvarlak hatlarda işe yaramıyordu. Resim yazının, resimden çıkıp çizgisel sembollere dönüşerek geliştiği dönemde Mısır'dan Çin'e birçok bölgede farklı yazı sistemleri ve araçları doğmaya başlamıştır. Mısır’lıların “Tanrıların Yazısı” anlamına gelen hiyeroglif yazısı, çivi-yazısından farklı olarak, şiirsel bir üslupla çizilen resimlerden oluşuyordu. Çin’de ise M.Ö. 2697’de, kalemin daha da gelişmesini sağlayan bir icat ortaya çıktı. Çinli filozof Tien-Lcheu gazyağı misk ve eşek derisinden elde edilen bir tür yapışkanı, yani mürekkebi buldu. Mürekkep ve üzerine yazı yazılan papirüsle birlikte de vazgeçilmez ikilinin beraberliği başladı: Kalem ve kâğıt… 
 
İlk mürekkep, M.Ö. 2697'de is, gaz yağı, misk ve eşek derisinden elde edilen bir tür yapışkan maddeyle yapılmıştır. Bu mürekkep, mürekkepli kalemin icat edilmesini sağladı. İlk olarak kamış kalem kullanıldı. Tüp şeklindeki Bambu veya sazların bir ucu kesilip içi mürekkeple dolduruluyordu. Mürekkepli çelik kalemler 18. yüzyılın sonlarına doğru, dünyanın çeşitli yerlerinde bulunmuştur. Alonzo Townsend Cross'un 1878 yılında geliştirdiği ve patentini aldığı stilografik kalem ise günümüzün tükenmez kalemlerinin öncüsü sayılır. Cross, yine 1846'da mekanizması bugün bile kullanılan, ilk mekanik aksamlı kurşun kalemi de geliştirmiştir. Mürekkepli kalem olarak kaz tüyü 1000 yıldan fazla kullanılmıştır. Bunun sebebi çelik kalemler çok sert olduğu için istenilen sonuç elde edilemiyordu. Endüstri Devrimi ile gelişen mekanik yöntemler dolmakalemin üretimini de beraberinde getirdi. Dolmakalemin ucunda bir hava deliği ve üç küçük kanal yer alıyordu. Böylece mürekkep kâğıda damlamıyor ve kalemin ucuna daha kolay gelebiliyordu. Günümüzde de dolmakalemlerde bu mekanizma kullanılır. 19. yüzyıl sonlarında geliştirilen tükenmezkalem ne gereği var diye düşünülerek sadece deneme ile kalmıştır. 1935 yılında gazeteci olan Lazslo Josef Biro baskıda kullanılan mürekkebin gazete sayfalarında hemen kuruduğunu fark etti. Bu mürekkebi, dolmakalemde de denemek istedi, ama yoğun olan bu mürekkep, dolmakalemin ucuna akmıyordu. Dolmakalemin ucundaki düzeneği değiştirerek buraya bilye yerleştirdi. Bilye her turda aldığı az miktardaki mürekkebi, düzgünce kâğıda geçiriyordu. Daha sonra bu kalemin patentini alarak seri üretime geçti. Bu kalemler Kraliyet Hava Kuvvetleri tarafından da kullanılıyordu çünkü dolmakalem yüksek irtifalardaki basınç değişikliğinde akıtma yapıyor giysileri ve yazıları mahvediyordu. Bilye uçlu bu kalem günümüzde de çok kullanılmaktadır.
 
19. yüzyılda kalem ile birlikte başka yazı gereçleri de geliştiriliyordu. Daktilo bunların başında gelir. Daktilonun yerini de zamanla klavye aldı ve günümüzde klavyesiz yazı teknolojisinin üzerinde çalışılmaktadır. Tüm bu gelişmeler yüzünden kalemin tarih olacağı düşüncesi aklınıza gelmiş olabilir. Ama bence gelmesin. Neden mi? Çünkü “Düşünceler ölmeden kalemler ölmez!”
 

CAN AKBULUT

www.canakbulut.com.tr