>> Söyleşi (Sanatçı)

Sanatçı-Akademisyen Özdemir HAFIZOĞLU

Admin - 23.10.2014 18:11:02

Bilgi: Toplam 1027 Okuma        -        Toplam Kullanılan 6 Oy


1959 yılında Artvin’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Samsun’da tamamladı. 1977 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümüne öğrenci olarak girdi. Daha sonra İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümüne geçiş yaptı ve buradan mezun oldu.
     
1981 yılında Çorum’un Alaca ilçesine Müzik Öğretmeni olarak atandı. 1986 yılında Trabzon’un Akçaabat ilçesine tayini çıktı ve üç yıl burada müzik öğretmeni olarak görev yaptı. 1989-1990 öğretim yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Müzik Bölümünde Öğretim Görevlisi olarak göreve başladı ve lisansını aynı bölümde tamamladı.
   
Bölümünde Kanun derslerinin yanında birçok dersleri de yürüten Özdemir Hafızoğlu, bölüm konserleri, Radyo-TV. konserleri ve Trabzon’da bulunan Türk Musiki Cemiyetlerinin kuruluş ve çalışmalarında da aktif görevlerde bulundu.
     
Müzik eğitimine 24 yıldır hizmet eden, 100 civarında Saz eseri, sözlü eser ve yayınlanmaya hazır 4 ciltlik Kanun Metodu ders notları olan Özdemir Hafızoğlu, Türk Müziği ile ilgili makaleler de yazmakta ve yazıları internetin bazı medya ve müzik sitelerinin sanat köşelerinde yayınlanmaktadır.
     
2004 yılında TRT’nin açmış olduğu “Alaturka Beste Yarışması’na” katılmış ve iki eseri finale kalmıştır. Genel sıralamada “Aşk ne zaman kalbe girer bilinmez” adlı “Önsar” rumuzlu “Hicaz” şarkısı Türkiye üçüncülük ödülü almıştır.
 
Özdemir Hocam, sizi TRT’nin Alaturka Beste Yarışması’ndan tanıyorlar fakat tanımayanlar için de kısaca kendinizden bahseder misiniz?
 
 Ben Özdemir Hafızoğlu aslen Artvinliyim. 1977 de Ankara Gazi Eğitim Fakültesi’ne girdim. Oradan İzmir Buca Eğitim Fakültesi’ne geçiş yaptım. Buca’dan mezun oldum. Seksen ihtilalinde son sınava giriyorduk. İlk görev yerim Çorum Alaca Lisesi Müzik Öğretmenliği. Oradan Trabzon’a tayinim çıktı 1989’da üniversiteye geldim ve halen Karadeniz Teknik Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü Müzik Öğretmenliği programında öğretim görevlisi olarak çalışmaktayım.
 
Memnun olduk.  Müzikle ilk tanışmanız nasıl oldu kısaca bahseder misiniz?
 
Müzikle ilk tanışmam babam ile başladı. Babam eski öğretmen okulu mezunudur. Cilavuz mezunu. Onlarda müzik dersi çok önemliymiş. Müzik dersinden atılan öğrenciler olurmuş. Matematik, fizik gibi dersler kolaymış, müzikten kalanlar olurmuş. Babam da dilsiz kaval ve mandolin çalardı ben ilkokuldayken. Onun parmaklarına bakarak mandolin çalmaya başladım. Daha sonra bağlamayla devam etti benim müzik serüvenim. Epey bir süre devam etti, ta ki öğretmen oluncaya kadar. Arada ud denemesi yaptım. Lisede okurken halk müziğinden besteler yapmaya başlamıştım. Bazı dernek gecelerinde kendi yaptığım halk müziği bestelerini okurdum. Sonra kanun gördüm Ankara’da müzik evinde, herhalde akortlu bir kanundu. Dokundum bir yukardan aşağıya. Çok hoşuma gitmişti. “ ah bir kanunum olsa” demiştim. Bazı röportajlarda da verdim. ( diyor ve gösteriyor duvarında asılı röportajlarını). “Küçükken” diye başlayan ve “benimde bir hikâyem var” ile devam eden bir cümle kurar ya herkes. İşte o “ah bir kanunum olsa” cümlesi bende alevlendi ve bir kanun sahibi oldum. Derken kanuna başladım, diğer sazları bıraktım ve kanuna başlamış olmam beni üniversiteye attı ve şu anda kanun hocası olarak üniversitemizde devam ediyorum.  
 
Müziğe başlamam babam vesile oldu demiştiniz. Peki ailenizde babanızdan başka müzikle ilgilenen birileri var mı?
 
Ağabeyim var Sebahattin Hafızoğlu. Samsun’da halk müziğiyle ilgileniyor, Kanal S’de halk müziği programları yapıyor. En büyük ağabeyim ilgilenmedi, o sadece dinlemeyi tercih etti. Ben müzikle ilgilenmeyeyim, size bir dinleyici lazım dedi ikimiz müzik yaptık en büyük ağabeyimde bizi dinledi.
 
Her sanatçıya sorulan o soruyu size de sormak istiyorum. Bestelerinizi yaparken sizi etkileyen durumlar neler, yani size ilham veren ne?
 
Genelde tüm konserlerde bestelerimin açıklamasını yaparken “böcüklerimden” diye bahsediyorum, öğrencilerim yani. (diyor ve yüzünde gururlu bir ifade beliriyor) öğrencilerimden, dostlarımdan ilham alırım ve gerek onların adına gerekse genel bir ad vererek eser yazarım. (ertesi gün olacak konserinde “Böcükler” adlı, öğrencilerine yazdığı eser olduğunu söylüyor).
 
Alaturka Beste Yarışması’nda tanıdık sizi. İki besteniz finale kalmıştı ve grup birincisi olmuştu birisi. O anları, yarışmayı, hissettiklerinizi kısaca anlatır mısınız?
 
Alaturka 2004 yılıydı... TRT biliyorsunuz bir kamu kuruluşudur, kar gözetmeyen bir kamu kuruluşu. Kültür adına ne varsa onu yaparlar. Böyle bir yarışma yapınca ben de bir akademisyen olarak katılmayı düşündüm ve üç tane eser gönderdim oraya. 3000 civarında eser gönderilmiş. Gönderdiğim 3 eserimin 2’si ilk 34e kaldı ve kendi aralarında grupta yarıştılar. Genel sıralamada ise “Mecburum” adlı eserim Türkiye üçüncüsü oldu. Tabii orada gıpta ile baktığımız, seyrettiğimiz, eserlerini zevkle icra ettiğimiz tüm bestekârları görme şansı yakaladım. Ahmet ÖZHAN, Emel SAYIN… Onlar bizim çocukluğumuzda hayran olduğumuz isimlerdi. Onları yakından gördük, hatta samimi de olduk. Oturduk, çay içtik, sohbet ettik, güldük… Erol SAYAN gibi bir bestekârla tanıştık. Amir ATEŞ, “bir kızıl goncaya benzer dudağın” adlı eserin bestekârı ile beraberdik… Günlerce beraber olduk, haftalarca beraber olduk bu benim için çok özel bir şeydi. Hala görüşüyoruz onlarla bu benim için büyük bir kazançtı tabii. Keza İstanbul Radyosu, Ankara Radyosu ses sanatçılarıyla beraber olduk, onlarla konuştuk, müzik tartıştık. Zaman zaman Trabzon’a davet ederim onları, Trabzon’a gelirler, böyle diyaloglarımız da olur. Tabii böyle diyaloglar insanın ufkunu genişletiyor, düşünemediği şeyleri düşünebiliyor onlarla görüşünce. Mesela kanunda bazı zorluklar vardır. Bu zorlukları oradaki sanatçı arkadaşlarla konuşuyoruz ve yenmeye çalışıyoruz. Aslında bunu kitaplara anlatmakla sığmaz ama kısaca böyle bahsedeyim.
 
Teşekkür ederiz.  “ Kanun Egzersizleri ve Eğitimi” ile “Saz Eserlerim” adlı iki kitabınız var. Bunlardan da bahseder misiniz?
 
Belli bir ihtiyaç var tabii bunu derslerde de tartışıyoruz. Türk müziği sadece şarkı formundan ibaret zannediliyor. Yani sadece şarkı okunur Türk Müziğinde başka da bir şey olmaz. Hâlbuki Batılı öyle güzel işlemiş ki sazlarını. Bir keman konçertosu yazmış, keman konçertosunda klavyede basmadık yer bırakmamış. Her sazın bir eserini yazmış. Bizde de sadece şarkıya eşlik etmiş sazlarımız.  Bir Ermeni vatandaşıyla tanıştım. Dedi ki bana: “kanun bizim sazımızdır” ben anlatıyorum kanunun tarihse gelişimini dolaştığı coğrafyaları. Dedi ki bana “ hikâye anlatma. Hani eseriniz var mı? Kanun için yazdığınız eseriniz?” “ eyvah” dedim. Doğru ya eserimiz yok. Niye? Çünkü hep bir sanatçının arkasında çalmışlar. Belli bir rant. Devletinde Türk Müziği politikası olmadığı için bu eksiği kendimce yenmeye çalışarak dedim ki “ bazı eserlerimi kitap haline getireyim”. Bir de “kanun eğitimi nasıl olmalıdır?” aklımın yettiğince. İki tane kitap çıkardım. Umarım insanlara faydalı olmuştur. Herhangi bir kar, para kazanmak gayesi değil de, “Türk kültürüne nasıl faydalı olunabilir?” bu düşünce ile kitap yazdım. İnşallah ikinci baskıyı yapmayı düşünüyorum veya üçüncü bir kitap olabilir. Türk müziği koma sistemi ile ilgili. Çünkü batı ile karşılaştırdığımızda Türk müziğinde teori ve uygulamada farklı şeyler yapıyoruz. Onu da anlatan ve bu sistemi değiştirebilecek bir fikir oluşturabilirsek böyle de bir kitap düşünüyorum.
 
Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde eğitim veriyorsunuz. Eğitim ve müzik arasındaki ilişki hakkında bir şeyler söyler misiniz?
 
Bu çok önemli bir konu. Biz hasretlerimizi, duygularımızı, sıkıntılarımızı hep müzik yolu ile anlatırız. İlk insandan beri bu böyle olmuş. Haberleşmede bile müziği kullanmışız. Bazı medeniyetler müziği teknoloji ile sanayinin gelişmesinde bile müziği kullanmışlar. Mesela ben, Almanya’nın, iki dünya savaşından yenik çıkmış bir Almanya’nın şu anda dünya devi olmasına akıl erdiremiyorum. Sanayi bakımından teknolojik bakımdan çok üst seviyedeler. Bunu bir yazar sanata bağlıyor. Diyor ki: “Almanya’nın insanı eğitimde sanata çok önem vermiş, çok büyük bestekarlar çıkarmış. Toplum sanatla moral bulduktan sonra teknolojiye yaklaşmış.” Onun için müzik eğitimi mutlaka okullarımızda olmalı. İlkokuldan başlayarak hatta anaokulundan başlayarak, üniversitede her bölümde sanat eğitimi verilmeli ki belirli bir aşamaya gelinsin. Yani sanat ve bilim yan yana gitmelidir. Yan yana gitmezse O ülke kanadı olmayan kuşa benzer. O açıdan mutlaka eğitimde müziğe yer verilmelidir.
 
 Müzik dışında ilgilendiğiniz veya “ilgilenmek isterdim” dediğiniz başka bir alan var mı?

Sinema. Çok seviyorum film izlemeyi. Sinemaya gidemesem bile mutlaka haftada bir internetten film izliyorum mutlaka. Dizi pek fazla izlemiyorum. Bu ağır şartlarda, böyle gerilimli ortamda bir de dizilerin gerilimi olmuyor. İstediğim şey olarak değil de hobi olarak seviyorum. Film oyuncusu olmak gibi bir arzum hiç olmadı, yetenekleri izlemeyi seviyorum. Onun dışında yürümeyi, bisiklete binmeyi çok seviyorum. (diyor ve “ mahallenin çocukları bisikletimi kırdılar bir daha binemiyorum” deyip tüm samimiyetiyle gülümsetiyor.) Arkadaşlarımla sohbet etmeyi, balık tutmayı seviyorum. Gidip balıklarla sohbet etmeyi seviyorum.( diyor ve yine içten gülümsüyor) 
 
Sohbetimiz burada sona eriyor. Tüm sorularımıza verdiği içten yanıtlarından dolayı kendisine teşekkür ediyoruz. Bize kanunu gösteriyor, kısa bir fasıl dinletiyor ve fotoğraf çekip ayrılıyoruz yanından.
 


İlk Yorum Yapan Siz Olun...
Adınız   :
E-Posta   :
Yorumunuz