>> Söyleşi (Yazar)

Maceraperest, Gezgin, Avukat Ve De Bizim Değerli Yazarımız Suat ŞİMŞEK

Admin - 10.09.2014 17:57:55

Bilgi: Toplam 1435 Okuma        -        Toplam Kullanılan 1 Oy


Suat Bey merhabalar;

Öncelikle söyleşi ricamızı kırmadığınız için teşekkür ederiz. Sizi biraz tanımak isteriz. Avukatlık kimliği dışında Suat Şimşek kimdir, nasıl birisidir?

Sizin de belirtmiş olduğunuz üzere, 18 yıldır İstanbul Barosuna kayıtlı olarak avukatlık mesleğini severek icra ediyorum. Profesyonel avukatlık mesleğimin yanı sıra yine profesyonel olarak yurtdışı tur rehberliği yapmaktayım. Eke Şimşek Hukuk Bürosu’nun yönetici ortağı olarak kurumsal firma çalışanlarına hukuk, turizm, genel kültür, motivasyon, yeme içme sanatı üzerine eğitimler veriyorum. Gezdiğim gördüğüm yerlere ilişkin yazılı medyada yayınlanmakta olan seyahat yazıları yazıyorum. Tüm bu hususlar beni girişken ve heyecanlı olmaya sürüklüyor. Kısacası 24 saat yetmiyor diyebilirim.

Duyduk ki gezmeyi de çok seviyormuşsunuz. Hatta Optik Gazete sitesindeki yazılarınızda kendinizden ‘gezgin’ olarak bahsediyorsunuz. Avukatlık zor ve yoğun bir meslek olsa gerek. Bu yoğun çalışma temposunda bu geziler için nasıl vakit buluyorsunuz?

Evet bir gezginim. Küçük yaşlarımdan itibaren sırt çantası ile başladığım gezilerimi artık daha profesyonel anlamda devam ettiriyorum. Ünlü İtalyan şair ve romancı Cesare Pavese der ki; “Dünyanın yuvarlak olduğunu bilmek ve bir ayağı yolda olmak hoşuma gidiyor.” Bu sözü küçüklüğümden beri benimsemişimdir. Her şeyden önce, gezgin bir dünya vatandaşıdır. Tüm dünya insanlarına, uygarlıklarına ve kültürlerine, hiçbir ayrım yapmadan, önyargısız yaklaşır. İnsanlara ırk, din, dil, cinsiyet ve milliyet kalıplarının dışında bakmaya çalışır. Kendi kültüründen olmayan insanların geleneklerini, kültürlerini, dünyalarını anlamaya çalışır. Dünyanın, temiz bir çevre ile değerli olduğunu; ekosistem ile kültür çeşitliliğinin de büyük bir hazine olduğunu çok iyi bilir. İşte tüm bu nedenlerle elimden geldiğince hayatımı bir gezgin olarak yaşamaya çalışıyorum.
 
Avukatlık gerçekten çok zor ve sorumluluk isteyen bir meslek. Hukuk sektörü ile turizm işini bir arada götürebilmemin esas sırrı gerçekten iyi bir ekiple çalışıyor olmam. Yabancı ve yerli birçok kurumsal firmaya hukuksal anlamda hizmet vermekteyiz. Bu kapsamda yurtdışında sürdürdüğümüz davalar aynı zamanda bizler için birer kültür ve gezgin gözü ile seyahat yapma imkânı da sağlıyor. Uzun yıllardan beri yurtdışı mahkemelerde yürüttüğüm tahkim davaları bana yurtdışında yaşamak, kültürü benimsemek, gezerken öğrenmek anlamında çok ciddi anlamda fayda sağladı.

Bu zamana kadar dünyanın çeşitli yerlerine gittiniz. Bir yere giderken bir önceliğiniz var mı? Yani niçin o ülkeyi- şehri tercih ediyorsunuz?

2014 yılı Ağustos ayına kadar dünyada 127 ülkeyi ve 655 şehri, sayısız köy ve kasabayı görme fırsatı elde ettim. Berlin’de doğmuş olmam sebebi ile hem iş için hem de ziyaret anlamında en fazla seyahatimi Almanya’ya yaptım. Önceliklerim elbette vardır. Sırt çantalı gezginlik dönemimde daha çok görmediğim ülkeleri merak eder ve fırsat yaratıp o ülkeleri görmeye giderdim. Günümüzde defalarca aynı ülkelere gittiğimiz oluyor. Önceliklerimizi profesyonel anlamda firmalara bağlı olarak belirliyoruz. Ancak hala şahsi seyahatlerim de ilk amacım görmediğim ülkeleri görmek üzerine kuruludur.

Gitmeden önce mutlaka o yerle ilgili araştırmalar yapıyorsunuzdur. Ama biliyoruz ki yazılanlardan öğrendikleriniz ile yaşadıklarınızdan öğrendikleriniz arasında farklar olabiliyor. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Öncelikle bu kadar iyi seçilmiş bir soruyu bana yönelttiğiniz için çok teşekkür ederim. Doğru söylüyorsunuz gittiğim yerlerle ilgili önceden özellikle yabancı kaynaklardan çok iyi araştırmalar yaparak o bölgeyi çok iyi inceliyorum. Samuel Johnson’ın da dediği gibi “Seyahat etmek, hayal gücümüzü gerçeklerle dengeler ve bazı şeylerin nasıl olabileceklerini düşünmek yerine, onları oldukları gibi görmemizi sağlar.”

Eğer gezileri yeni tarihli kitap ve dergilerden takip etmeyip özellikle internette yazılı olan forum siteleri gibi kişilerin kendi kişisel düşünceleri ile yazılmış yazıları dikkate alarak seyahate çıkarsak çok kez yanılma ihtimali fazladır. Okumakla görmek arasındaki farkı anlatmaya gerek yok. Çok okuyan mı çok gezen mi daha çok bilir diye bir söz vardır. Elbette çok gezen daha çok bilir ve sindirir. Ancak okuyarak gezenin önünü hiç bir güç kesemez.

Seyahat öncesi ve sonrası ruh halinizi çok merak ediyoruz. Bir sabah gözünüzü bambaşka bir yerde, başka bir iklimde açıyorsunuz. Orada ki yaşam standartları, inanışlar, yemekler... Sonra pat, hadi memlekete dönüş; eviniz, ofisiniz, mutfağınız... Bu adaptasyon süreci nasıl işliyor sizde?

Özellikle seyahat öncesi inanılmaz heyecanlı oluyorum ve artık sabah erken uçaklarını mümkün olduğu sürece seçmemeye gayret ediyorum. Genelde seyahat öncesindeki gece beni uyku tutmaz. Uçağı kaçırma korkusu, trafik vesair sebepler beni uyutmamak için eline geleni ardına koymaz. Bir kenti yaşamanın ve gezmenin en iyi yolunun yürümek olduğunu bir gezgin olarak bilirim ve eğer yalnız gezgin olarak bir ülkeye gidersem hemen daha ilk dakikalarda bavulumu otele yerleştirdiğim gibi sokaklara atarım kendimi. Bazı şehirlerde trafik ve şehrin yapısı uygunsa hemen bir bisiklet kiralarım. Dünyayı gezme ve görme fırsatından kendimi geri çekemiyorum. Her gittiğim coğrafyanın etkisine çok çabuk adapte olup; gezilerim esnasında ülkemde ne varsa hepsini geride bırakmaya gayret ediyor ve bulunduğum anın tadını çıkarmaya çalışıyorum.

Gezgin gördüğünü görür turist ise görmek için geldiği şeyi görür.

Yurda döndükten sonra dahi uzun süre sizi etkisi altına alan bir yer ya da bir anı var mı ?

Elbette her geziden dönüşte çok ilginç, mutlu ya da mutsuz anılarla döndüğümüz oluyor.
Etiyopya’da, kesilen ve genişleyen dudaklarına geçirdikleri kül tablaları ile ilginç ve ürkütücü bir görüntü oluşturan Mürsi kadınlarını hiç unutamıyorum.

Gana’da dünyanın en büyük 5. Barajı olan Akosombo Barajı bulunmasına rağmen yerli halkın su ve elektrik sorunu çekmesine anlam veremiyorum.

Biz Türk milleti olarak misafirperver ve sıcakkanlı insanlar oluşumuzla biliniriz. Peki gittiğiniz yerlerde yaşayan halkın sizi karşılaması nasıl oluyor?

Son dönemde çok sık olarak Yunanistan’a ziyaret yapıyorum. Burada her iki ülkenin politikadan arınmış insanları arasındaki benzerliği gördükçe bu ülkeye daha çok ısınıyorum. Kesinlikle Akdeniz Ülkelerinde gördüğümüz misafirperverlik beni ziyadesi ile mutlu ediyor. Dil, din ve para birimlerimiz farklı olsa da bu aynı iklimin ve coğrafyanın insanları yapısal olarak aynı genlere hâkim gibi geliyor bana. Ancak gerek Kuzey Avrupa Ülkeleri ile vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı Almanya, İsviçre ve Avusturya gibi ülkelerde ise aynı misafirperverliği görmemize imkan yok.Türkiye ile Yunanistan arasındaki birebir benzerliği sınırları cetvellerle çizilmiş Arap Coğrafyasında dahi göremezsiniz. Bir de biz Türklere Uzakdoğu Ülkelerinin insanları çok misafirperver davranmakta. Özellikle Kore ve Japonya’da Türk’üm diyerek göğsünüzü gere gere gezebilir ve son derece yakın ilgi görebilirsiniz.

Mutlaka gittiğiniz yerlerde, kendinize tarihi ve kültürel yapıları da gezme imkanı yaratıyorsunuzdur. Peki bu tarihi ve kültürel yapılara yerli halkın ilgisi nasıl?

Elbette. Özellikle ben bir gezgin olarak kesinlikle seyahatlerime hazırlanırken gideceğim ülkedeki Dünya Miras Listesinde yer alan yapı, antik kentler, coğrafi ve sulak alanlar ile müzelerin listesini yapar öyle hareket ederim. Bizim ülkemizde de onlarca Dünya Miras Listesinde yer alan kültür değerlerimiz var olmasına rağmen bizdeki mantalite henüz bir Avrupalının ki kadar oturmamış. Özellikle Letoon ve Xhantos antik kentlerini ziyaret eden vatandaşlarımızın sayısı nerede ise yok denecek kadar azdır. Tarihi ve kültürel alan ve yapılara en çok meraklı milletler yine Avrupalılardır. Bu kültürü ne yazık ki dünyanın başka kıtalarında görme olanağı pek yoktur. Özellikle Afrikalılar zaten kendi dertlerine düşmüş, açlıkla ve susuzlukla baş etmek için yoğun çaba sarf etmekteler. Asya’da ise bu kültür Japon ve Korelilerde yaygındır. Amerika’da ise ABD vatandaşları eski uygarlıkları ve ören yerlerini gezmeyi görmeyi nerede ise iş edinmişlerdir. Latin Amerikalılar ise daha çok müziğe eğlenceye düşkün halklar topluluğudur. Peru’da Macchu Pichu’yu görmeyen Perulu sayısının nüfusun nerede ise %80’i dersek hiç de abartmış olmayız. Berlin’de kurulu Pergammon Müzesini ise en çok Almanların ziyaret ettiğini ise anlatmaya gerek yoktur. Bizim Avrupa’da hatta Berlin’de yaşayan vatandaşlarımızın bile henüz bu müzeyi görmeyenlerinin sayısı maalesef hiç de azımsanamayacak kadar çoktur.

Kültürel yapı demişken, bazı yapıların dillere destan hikayeleri vardır. Mesela bizim aklımıza ilk gelen Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Camii. Sizin de gittiğiniz yerlerdeki kültürel yapılara has dinleyende hayranlık uyandıracak öyküler var mıdır?

Hem de fazlası ile buna benzer olaylara, efsanelere, rivayetlere gittiğimiz ülkelerde rastlıyoruz. Benim için Kudüs çok önemlidir. Kudüs bilindiği üzere üç büyük dinin de önemli bir merkezidir. Üç kutsal kitapta da Kudüs için önemli atıflar yer alır. Aslında dinlerin kaynağı burasıdır. Şu an tüm dinlerden insanların bir arada komünler halinde yaşadığı bu şehirde her dini inanışın kendine has efsaneleri vardır. Süleyman Tapınağı’nın tek kalan duvarı olan ve günümüzde Ağlama Duvarı olarak bildiğimiz Musevilerin kutsal ibadethaneleri ile Müslümanların kutsal addettiği üç mescitten Mescid-i Haram(Kâbe-Mekke), Mescid-i Nebevi (Medine) - biri olan Mescid-i Aksa’da insanlar nerede ise dip dibe ibadet ederler. Bu durum, aynı Yaradan’a inanların farklı yollardan O’na ulaşmaya çalışmalarını aynı alanda birlikte yapmaları inanılmaz etkileyici bir görüntü ortaya çıkarır.

Ganj nehrinde yıkanarak günahlarından arındıklarını ifade eden Hindular ile Animist dinlere inanan birçok Afrika Kabilesinde gördüklerim bu manada beni biraz da dinleri araştırmaya mecbur bıraktı.
 
Merak ettiğimiz bir konu daha var. Mesela bizim ülkemizde milli ve dini bayramlarımız, gelenek göreneklerimiz var. Gittiğiniz yerler arasında size en ilginç gelen inanış, tören, ayin vb var mıdır?

Hindistan’ı sadece bir ülke olarak d üşünmek kanımca yanlış olur. Sayısız kere seyahat ettiğim bu ülkeyi kuzeyden güneye üçe bölerek düşünürsek  bir     kıt ’adan bahsettiğimi düşünebiliriz. Özellikle kuzeyinde yapılan Racastan  ve Sıkkım Festivali görülmeye değer bir ayinler, ritüeller ve inançlar manzumesidir. Yine Varanasi’de yer alan Ganj nehrinde yapılan geleneksel olarak Günahlardan Arınma törenleri bir belgesel geçidi sunar gezgine.

Batı Afrika’da ise Togo’da çok yaygın olan Vudu dinine mensup insanların Tanrı Pazarı adı verilen yerlerden aldıkları ve kendilerine uygun gördükleri Tanrıları evlerine alıp götürmeleri ve ona tapınmaları ve eğer aldıkları Tanrıların dualarını kabul etmediğine kanaat getirirlerse o aldıkları yerine ertesi gün başka bir Tanrı satın aldıklarını görmek beni çok şaşırtmıştı. Bu bahsettiğim Vudu dinine inanan insanların aldıkları sözde Tanrılar ise At Kuyruğu, Köpek Kafası, Baykuş Ölüsü vb gibi akla hayale gelemeyecek derecede insanı ürküten şeyler. Beni en çok etkileyen bu olay ile elbette Antakya’mızda Çan, Hazan ve Ezan’ın muhteşem uyumu altında yapılan ibadetlerdir.
 
Ne derler bilirsiniz “Yediğin içtiğin senin olsun, gezip gördüğünü anlat” diye.  Bu kadar gezgin birisi olarak yaşadıklarınızı, gördüklerinizi anlattığınız bir kitap, program vb. yerler oldu mu?

Çok ciddi bir kitap çalışmam şu an devam ediyor. Ancak daha önce gezgin arkadaşlarımla hazırladığımız bazı kitaplarda gezi yazılarım yayınlandı. Seferi I ve II adlı eserlerde ve Bir Gezginin Gözünden Asya ve Afrika, gezgin dostlarımla müşterek çıkardığımız kitaplar. Haftalık olarak ise Cumhuriyet Gazetesi’nde aylık olarak Voyager dergisinde gezi yazılarımı yayınlamak imkânı oldu. Bu konuda rahmetli İlhan Selçuk ve Abdülkadir Yücelman’ın bana gösterdikleri desteğe müteşekkirim. Şu an ise Optik Gazete adlı internet gazetesinde gezi yazılarım yayınlanmaktadır.

81 İlde Lezzetto, Dünyanın Tatlarına Yolculuk, Antik Mısır ve Yunan Mitolojisine dair TV programlarım ise yayına hazır hale getirilmeye çalışılmaktadır.
 
Keyifli söyleşiniz için çok teşekkür ederiz. Son olarak eklemek, söylemek isteyeceğiniz bir şey var mıdır?

Bende sizlere çok teşekkür ederim. Özellikle şu an yeni neslinizin gezmeye başlaması beni çok mutlu ediyor. Kendi büyük oğlum dahil şu an gezme ve görme çabasını bu gençlerde gördükçe çok kaliteli bir gençliğin arkadan geldiğini görüyorum.

En mutlu coğrafyalarda uyanın ve keşfe devam edin!
 


İlk Yorum Yapan Siz Olun...
Adınız   :
E-Posta   :
Yorumunuz