>> Köşe Yazıları

KARACASU GÜNLÜĞÜ

EMEL BAYKARA . - 08.10.2017 23:29:22

Bilgi: Toplam 67 Okuma        -        Toplam Kullanılan 0 Oy

Genellikle seyahate çıktığımda gittiğim yer, insanlar ve izlenimlerim hakkında birkaç cümle yazarım. Tarihi dokusundan, kültüründen çok etkilenirim. Geçenlerde Aydının Karacasu ilçesinde idim. Karacasu Kaymakamı Güher Sinem Büyüknalçacı yakın dostumdur. Daha önce bir ortamda tanıştırdığım Uzman Psikolog Ayşenur Bayraktar ile de samimi bir arkadaşlıkları vardır. Sinem Hanım, eğitime çok önem veriyor. İlçenin Milli Eğitim Müdürü Aşkın Güneş ile bir organizasyon düzenledi. Bu organizasyonun kahramanı Uzman psikolog Ayşenur Hanımdı. Çünkü üç farklı seminer verdi. İki gün boyunca çocuklar, veliler ve öğretmenlere yönelik bir seminerdi.

Bu süreç beni oldukça etkiledi; Hem Ayşenur’un anlatımları hem de öğrencilerin ve velilerin hevesli olması.

Duygusal anlar yaşadığımızda oldu. Sözgelimi; Kaymakam Hanım’ın çocuklara konuşması hepimizi oldukça duygulandırdı. Niçin kaymakam olmayı seçtiğini anlatması çok isabetliydi. Çocukların ona sevgi ve hayranlık duyduğuna şahit olmuş biri olarak konuşmasının çocuklarda derin bir iz bıraktığını düşünüyorum.

Çocuklar hem Ayşenur Hanımı hem kaymakam hanımı gözleri parlayarak dinledi. Bu gençlerin kendine inan öğretmen ve ailelere  ihtiyacı var. Hepsi gelecek için kaygılı, heyecanlı ve ne olacak tedirginliğine sahipti. Hepimiz öğrenci olduk; bunlar bir öğrencinin en büyük kabusu değil midir?

Özellikle büyük kentlere göre kırsal kesimde çocuklar sanki biraz yalnız bırakılıyor. Kentlerde çocuklar alabildiğine evin reisi gibi yaşarken, kırsal kesimlerde maalesef çocuklar değer görmüyor. Bu değersizlik duygusu onların doğru seçimler yapmasını engelliyor. Belki içlerinde  bu çıkmazdan kurtulabilmek için derslere asılanlar vardır. Her ne olursa olsun bu çocukların desteğe, inanca ve anlayışa ihtiyacı var. Seminer boyunca gözlemlediğim kadarı ile iş öğretmenlerde bitiyor. Öğretmenin çocuğa inanması o kadar önemli ki… Bu yüzden bu tür seminerler kesinlikle yapılmalıdır. Sevgili arkadaşım Ayşenur o gün seminerinde değerli bilgiler verdi. Bunlardan biri unutulan bir bilgiydi. Psikologların genellikle ilişkiler için, kullanılmasını önerdikleri iletişim tarzının aynısını öğretmen- öğrenci ilişkisi içinde kullanılması gerektiğini anlattı. Gerçekten öğretmenler bunun farkında mıydı? Çocuk gelişimi eğitimi aldığım zamanların birinde  hocalarımdan biri; “Çocuklar ilk önce anne- babalarından sonra öğretmenlerinden etkilenir. Bu yüzden çocuklar karşılaştıkları tavır ve davranışları asla unutmazlar. Derin iz bırakır “demişti. Öğretmenler, çocukların gelişimine destek olmalı. Yapamazsın, edemezsin gibi yaklaşımlar hiç doğru değil. 0-6 yaş aralığı çocuğun gelişimi için gerçekten önemli. Bu dönem özgüvenin gelişeceği dönem olduğundan, okulun ve öğretmenlerin buna katkısı olması gerekir. Sözgelimi; çocuk mavi bir at çizdiğinde öğretmen; mavi at olmaz dememeli. Çünkü anaokulundaki çocuğun henüz hayal gücü tam gelişme dönemindedir.Bu yüzden biz çocukların istedikleri gibi boyamasına izin veririz. Gelişime açık olmamış bir öğretmen ancak o çocuğa atın gerçek renklerini söylerdi. Öğretmen öğrencisini dinleyecek, duygularını anlayacak ama olumsuz bir eleştiride bulunmayacak. En başta öğretmenler çocuklara etiket koyuyor; “tembel”, “çalışkan” vs… Aileler çocuklarını zaten başarılı ve ya başarısız diye etiketlendirmeyi seviyor.

Seminerde çocuklarının daha iyi olmasını isteyen hevesli ailelerle, hevesli çocukları gördüğüm zaman ne çok desteğe ihtiyaçları olduğunu düşündüm. Ülkemizde anne- baba eğitimi verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kimi yerlerde bu uygulamayı yapıyor. Öğretmenler içinde daha çok iletişimi destekleyen programlar olmalı. Öğretmen eskiden çok farklı anlamlara gelirdi. “Öğretmen saygı duyulacak bir bilgedir”. Bizim kuşak en azından böyle bakardı. Öğretmenler artık mesleklerine farklı bakıyor. Tabi bunu her öğretmen için söylemek mümkün değil.

Anadolu’da ve doğuda hatta Ege’nin en uçra köşelerinde bile eğitimin gitmesi gerekirken, öğretmenlerin kolaya kaçmasını doğrusu tuhaf karşıladım. Bu çocukların aydınlanmaya, geleceğin ışığı olmaya hazır etmemiz gerekmez mi? Ülkemizde hala okumayan ,erken evlendirilen kız çocukları; başlık parası hatta bitmeyen kan davası gibi bir çok olumsuz durum varken. Öğretmenlerin aydınlık Türkiye için en karanlık köşeyi bile aydınlatması gerekir.

Bu yazıdan Karacasu öğretmenlerinin ilgisiz davrandığı yönünde bir anlam çıkmasın. Geçmişten günümüze öğretmenlik mesleğindeki değişimlerden bahsediyorum. Ne kadar kutsal bir iş yaptıklarını söylemeye çalışıyorum. Ve ne kadar öğretmen desteğine ihtiyacımız olduğunun altını çiziyorum.

Eminim ki, o çocuklara, velilere ve öğretmenlere çok iyi gelecek bir seminerdi. İlçenin Milli Eğitim Müdürü Aşkın Bey, bu seminere çok hevesli idi. Bilginin bu üç kitleye ulaşmasını çok istiyordu. Seminerlerin sonunda doğru soru –cevap kısımlarına geçildiğinde Ayşenur Hanım gerçekten yoğun bir ilgiyle karşılaştı. Bu durum açıkçası bizleri de heyecanlandırdı.

Keşke herkes bu kadar duyarlı ve bilgiye açık olsa demekten kendimi alamıyorum. Dolasıyla bu seminerler ilk ve son olmayacağa benzer.

Duyarlı yöneticiler, duyarlı eğitmenler umarım çoğalır. Ve Türkiye’nin en ücra köşesine bilgiyi ulaştırırlar.

Sayın Kaymakam Hanım’a, Aşkın Beye ve Ayşenur Hanıma, okulumuzun Müdürü Berrin Hanıma bu güzel seminer için kendi adıma teşekkür etmek isterim. Kaymakam Hanımın bu hareketinin örnek teşkil etmesini umuyorum.

Eğitime tam destek!

 

 

 

 


Özgeçmişi


9.9.1976 İstanbul doğumluyum. Anadolu Üniversitesi İşletme fakültesinden mezunum. 2004-2006 Yılları arasında "sizedebiyat.com" adlı İnternet sitesinde öykülerim, deneme ve masal çalışmalarım yayınlandı. 2014  Yılında Haziran-Temmuz-Ağustos (üç ay) olarak) "Alternatif Doğuş" adlı yerel gazetede köşe yazarlığı yaptım. 2008'den beri Müşteri İlişkileri Sorumlusu olarak çalışmaktayım. Yazmak ve kitap okumak benim hayatım diyebilirim


İlk Yorum Yapan Siz Olun...
Adınız   :
E-Posta   :
Yorumunuz