>> Söyleşi (Akademisyen)

İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Mustafa Aydın

Admin - 28.08.2014 18:36:37

Bilgi: Toplam 1088 Okuma        -        Toplam Kullanılan 0 Oy


  Ortaöğretimini memleketi olan Trabzon’da tamamladıktan sonra üniversite eğitimi için Ankara’ya giden Mustafa Aydın, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nden mezun oldu.  Dil bilimi alanında master ve doktora çalışmalarını tamamladıktan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çeşitli yurtiçi görevlerinde bulundu. Bu alandaki başarılarının ardından -1983-1986 yılları arasında-  görevine yurtdışında devam etti ve bu zaman zarfında ülkemizi güzel bir şekilde temsil etti.  Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekli olduktan sonra kariyerini akademik yönde ilerletmek isteyerek İstanbul Üniversite’sinde yardımcı doçent olarak göreve başladı. Şuan da İstanbul Aydın Üniversitesi’nde Mütevelli Heyeti Başkanı olan Dr. Mustafa Aydın ile toplumumuzda kadının yeri, önemi, hakları ve sorunları üzerine sohbet ettik.
 
  Mustafa Bey, bir erkek olarak, sizce toplumumuzdaki kadınların en büyük sorunu nedir?
 
  Kadın sorunu tarih boyunca genel manada önemsiz, üstünde durulmayan, yüzeysel bir sorun gibi algılansa da aslında iyileştirildiği takdirde toplumların gelişmesinde birinci dereceden önemli ve katkı sağlayacak bir sorundur. Çünkü ne yazık ki, bu sorun tüm dinlerden, sistemlerden, toplumlardan ve kültürlerden bağımsız çözülmeyi bekleyen ortak bir insanlık sorunudur. Bu bağlamda bana göre, birinci sorun kadının özgürleşebilmesidir. Kadının özgürleşebildiği bir toplum, aslında toplumsal özgürlüğün de bir kıstasıdır.
 
  Dolayısıyla ben bir erkek gözüyle soruna baktığım zaman diyebilirim ki; ne yazık ki sadece bizim toplumumuzda değil tüm dünyada geçerli olan kadına yönelik yanlış bakış açıları sorunun en büyük kaynağıdır. Bu bakış açılarında ana mesele zaman zaman kadını erkek cinsinden daha zayıf, hakir ve küçük görmekle ilgilidir.
 
  Ancak soruna minimal düzeyde bakacak olursak bence ülkemizde ki en önemli ve acil olarak çözüme kavuşması gereken kadın sorunlarının başında “eğitimsizlik ve şiddet” geliyor.  Bu aslında iki sorunun iç içe geçmiş halidir diyebiliriz; eğitim-öğretim imkânlarından yoksun bırakılmak ve şiddete maruz kalmak. Bu nedenle kadınlar bir yandan da yaşadıkları çevrede ve toplumda kendilerini ifade edememe sorunu ile de baş etmek durumunda kalıyorlar.
 
  Ben de aynı zamanda bir eğitimci olarak her zaman derim ki ; “Eğitimin çare olmadığı yara yoktur”. Bu mesele Türkiye’de her zaman kanayan bir yara olmuştur. İstatistikler de gösterir ki Türkiye’de farklı nedenlerle eğitim imkânlarından yararlanamayan kadınlar aynı zamanda şiddete de maruz kalmaktadır. Evet, bakın burada açıkça görüyoruz ki bir sorun başka bir sorunun kaynağı durumuna gelmiştir. Eğitimsizlikle birlikte iş istihdamına sahip olamayan kadınlarımız, buna bağlı olarak işsizlikle de mücadele eder duruma gelmişlerdir. Zaten şiddetin acı bir gerçek olduğu ülkemizde iş sahibi olmayan kadınların haklarını aramaları da sınırlanmış demektir. Dolayısıyla görüyoruz ki, Türkiye’de eğitimsizlik, şiddete maruz kalma ve işsizlik birbirine bağımlı üç değişken olarak kendini göstermektedir. Dolayısıyla eğitim ve istihdam sorunu bir nebze iyileştirildiği takdirde eminim ki kadın sorunu daha çözülebilir bir noktaya gelecektir. Bu iki meselenin çözümünün kadınlarımıza doğrudan özgüven kazandıracak unsurlar olduğunu gözden kaçırmamak gerekir.
 
  Netice itibariyle; ben hem bir eğitimci hem de erkek gözüyle soruna baktığım zaman diyebilirim ki; bizler aslında bu toplumda hem kültürel olarak hem inanç olarak “kadına saygı ve hürmet” duygu ve değerleriyle büyüdük. Toplumda kadınlara eşit eğitim imkânları sağlamak dışında bu değerleri içselleştiren erkek nesiller yetiştirmekte eğitimin bir parçası olmalıdır.
 
  Ve her kadın çalışmalı ve mutlaka üretime katkıda bulunmalıdır. Bence dünyanın her yerinde üreten ve çalışan kadın mutludur.
 
Peki, ailesinden ya da eşinden şiddet gören kadınların ne yapması gerekir?
 
  Bu konuda öncelikle gönül ister ki artık ülkemizde böyle olaylara hiç şahit olmayalım. Çünkü hiçbir kadın hatta kadından da öte hiç kimse insani olarak şiddet dediğimiz ilkel davranış şeklini hak etmez. Şiddetin hiçbir şekli her nerede ve kime uygulanırsa uygulansın hoş bir şey değildir. Bence bu noktada belki de önce toplumda baş gösteren şiddet eğiliminin çözülmesi ve bunun üstüne gidilmesi gerekir.  Tabi her ne kadar hoş karşılamasak da kadına yönelik şiddet vakalarını ülkemizde de ne yazık ki zaman zaman görüyor ve duyuyoruz.
 
  Ben isterim ki böyle bir duruma maruz kalan kadınlarımız önce devlete, hukuka ve sosyal yardımlaşma kurumlarına başvurabilsin. Artık yaşadığımız çağda çeşitli sorunlar olduğu kadar o sorunların çözüm araçları da yaygınlaşmış durumda. Bu konuda devletin iyileştirme çalışmalarının yanı sıra sivil toplum kuruluşları da artık eskiye oranla daha hızlı ve çözümcü uygulamalar geliştirme çabalarında. O yüzden bu tip fiziksel ya da psikolojik şiddete maruz kalma ihtimali olan kadınların çevresinden ve özellikle bağlı olduğu devlet kurumlarından asla çekinmeden, korkmadan, gerek hukuki gerek maddi, gerekse sosyal ve psikolojik yardım talep etmekten çekinmemelerini ve utanmamalarını tavsiye ederim.  Bu konuda çalışmalar yapan, kampanyalar yürüten çok başarılı sivil toplum örgütlerimiz var. Kadınlarımızın sivil toplum kuruluşlarına gitmekten, destek almaktan kaçınmamaları gerektiğini hatta bilakis bu kuruluşlarla ortak çözüm arayışlarına girmeleri gerektiğini düşünüyorum.
 
  Kadınlarımız tıpkı diğer uygar ülkelerde olduğu gibi kendi haklarına kendisi sahip çıkmalı ve kendisine dayatılan çaresizlik hissiyatına karşı kendi mücadelesini önce kendisi vermelidir. Ancak unutulmamalıdır ki bu mücadele sadece mağdur olan kadınların değil aynı zamanda iyi imkânlara sahip, okumuş, iş güç sahibi olmuş, kendi gücüne kazanmış ya da daha avantajlı bir ortamda yetişmiş kadınların da ortak bir sorunudur. Dolayısıyla kendinden dezavantajlı konumda olan kadınların sorunlarına sahip çıkmalı, eylemsel anlamda da bu toplumsal sorunun çözümünde somut katkılar sunmalıdır. Bu kadın-erkek herkesin ortak kaygısı olmalıdır. Unutmayalım ki biz bu toplumdan kadın bir başbakan da çıkardık. Daha fazlasını da pekâlâ yapabiliriz.
 
 
  Ülkemizde ‘Kadın Hakları’ adına birçok çalışma yapılıyor. Size göre bu çalışmalar yeterli midir?
 
   Efendim, eğer bir yerde bir sorun varsa o sorun ortadan kalkana dek sunulabilecek hiçbir çözüm yeterli değildir. Dolayısıyla eğer ülkemizde böyle bir sorundan muzdaripsek bunu temelli bir şekilde çözüme kavuşturmadan, iyileştirmeden, somut sonuçlar görmeden yeterli dememiz mümkün değil.  Ancak yine de bu eskiye oranla diyebiliriz ki bu soruna dair geliştirilen politikalar umut vaat edicidir. Yine de bildiğiniz üzere bir ülkenin ve toplumun uygarlık düzeyini belirleyen en önemli kıstas, kadınına nasıl davrandığı ile doğru orantılıdır. Bu bakımdan ülkemizde ki kadının durumuna baktığımızda sivil toplum, siyasal ve hukuksal alanda yapılan çalışmalar ve yasa tasarıları umut verici olmakla birlikte daha da iyileştirilmesi gereken çalışmalardır.
 
  Örneğin, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu konuda yaptığı çalışmalar sorunun çözümünde olumlu gelişmeler kaydetme adına güçlü bir başlangıçtır.
 
  Ümit ediyorum ki gelecekte çok daha fazla projeyle daha güzel sonuçları birlikte görebileceğiz.
 
  Siz olsaydınız ‘Kadın Hakları’ için ne gibi çalışmalar yapardınız?
 
  Başlangıçta ülkemizde ki kadın sorununun çözülmesi için anayasal düzenlemeler, kanunlarımızın geliştirilmesi, mevzuatta ki eksikliklerin düzenlenmesi ya da yanlışlıkların ve noksanların giderilmesi çözümcü öneriler olabilir. Bu çalışmaların faydalı olacağı kaçınılmazdır.
 
  Ama başka bir açıdan bakacak olursak az önce de değindiğim gibi kadın sorununu ve kadın haklarını sadece bir cinsiyet sorunu gibi algılama eğiliminden vazgeçmeyip, insan hakkı sınırları içerisinde tanımlamayı başaramadığımız takdirde, “pozitif ayrımcılık” gibi düşünceler anlamını yitirip çok sığ bir yaklaşım olarak kalacaktır.
 
  Yani bu manada kadın haklarının özünde hukuki sorunlardan çok toplumsal zihniyetin değişmesi zorunluluğu yatıyor diyebiliriz. Bilindiği üzere ki, kanunları değiştirmek ve hatta uygulamaktan daha zor olan bu direnci kırmanın tek yolu eğitimden, özellikle eğitimin okul öncesi öğrenimden önce toplumsal eğitim boyutu olduğunu unutmamak gerekmektedir. Diğer bir deyişle sorunun çözümü toplumsal zihniyetini değiştirmek ve transformasyondan geçmektedir.
 
  Tabi bu zihniyet değişimi, büyük projelerle ve devlet-sivil toplum kuruluşları işbirliğinde yapılan çalışmalarla gerçekleşebilecek yapıcı, somut ve ciddi manada uygulamalı bir atılım olmalıdır.
 
  Kadınların sosyal hayata katılımlarını artırmalı, eğitim imkânlarını eşit olarak sunmalı, kendilerini ifade edebilecekleri bir toplumsal ortam yaratmalı, birer anne ve eş olarak ekonomik özgürlüklerini kazanabilecekleri istihdamı sağlamalı, yanı sıra siyasal hayatta çözümcü devlet politikalarına katılımlarını teşvik etmeli ve en önemlisi üretime katkıda bulunmaları için girişimci ruhlarını teşvik edecek maddi imkânlar ve sosyal kampanyalar düzenlenmelidir.
 
  Ülkemizde fuhuş batağına düşmüş birçok çaresiz kadın var. Bu durumun önüne geçebilmek adına neler yapılabilir sizce?
 
  Kadınların sermaye olarak görüldüğü bu olay ne yazık ki büyük bir insanlık ayıbıdır. Öncelikle bu duruma maruz kalmak zorunda olan kadınlara bakış açısının değişmesi şarttır. Çünkü ben eminim ki fuhuş yapmak durumunda kalan hiçbir kadının sosyo -ekonomik seviyesi kendi yaşamını idame ettirmeye yeterli değildir.  Yoksa sanmam ki, ekonomik geliri yeterli düzeyde olan hiçbir kadın para kazanmak adına bu yola başvursun. Fuhuş ne yazık ki yapısal bir sorun olmakla birlikte toplumsal vicdanı oldukça rahatsız eden ve beden sömürüsü üzerinde ilerleyen bir meseledir. Özünde herkesin birey olarak sorumluluk duyması gereken bir nokta aynı zamanda. Bu mesele bir “ahlak çöküntüsü” sorunundan önce bu işi yapmaya itilen kadınların ekonomik istihdamının sağlanmasıyla çözülebilecek bir olay. Yani ilk olarak bunu bazı basit argümanlarla yok saymak yerine, kabul edip çözmek adına neler yapılmalı ona odaklanılmalıdır. Sorunun kaynağı eğer ekonomik yetersizliklerse bu sorunun en çok görüldüğü noktalarda o bölgelere özel devlet ve sivil toplum kuruluşu güdümlü çözümcü pilot projeler geliştirilmelidir.
 
  Bu arada bu konuda yapılan yasal düzenlemeler de fuhuşun toplumda yaygınlaşmasına engel olma manasında yaptırımcı uygulamalara sahip olmalıdır.
 
  Ülkemizde ki kadın – erkek eşitliği ile ilgili neler düşünüyorsunuz?
 
  Kadın erkek eşitliğinin olması tartışmasız bir gerçektir. Ancak kadınların toplum içerisinde erkeklere göre daha güçsüz, dayanıksız ve değersiz görülmesi, geçmişimizden bugüne dek kemikleşmiş geleneksel yapının ürünü olan bir algı şekli ne yazık ki. Bu yaklaşım kız çocuklarının eğitime ulaşmasını engellemiş, her alanda eşitsizliğe uğramasına zemin hazırlamıştır. Erkeklere baktığımızda ise hem aile düzeninde hem de toplum düzeyinde karar verici konumdadır. Bu algının değişmesi gerekmektedir. Erkekler dışarıda hayatlarını geçirirken, sosyalleşirken, gelişirken, kadınlar evde onların gelişmesini sağlamak için çalışıp duruyor konumunda olmamalıdır. Demokratik bir ülkede insanların eşit bir şekilde temsili olması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyet ayrımı yaptığımızda kadına ve erkeğe yüklediğimiz kodlar değişime uğrayacaktır. Bunu önleyebilmek ise eğitime verilen desteğin artmasından geçmektedir.
 
  Peki, kendilerini geliştirmek adına, ülkemizdeki kadınlara ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
 
  Kadınlarımız kendilerini geliştirmeleri için öncelikle sahip oldukları hakların bilincinde olmalıdırlar. Kendi hakkının bilincinde olan hiçbir kadına hiçbir güç, baskı egemen olamaz. Dolayısıyla söyleşinin başında belirttiğimiz gibi işin başı eğitimden geçer. Kendini iyi eğiten kadın önce kendi çocuğunda sonra da toplumunun eğitiminde yol gösterici bir ışık olur.
 
  Diğer taraftan, zaten doğasında üretmek olan kadın, bu güdüden kopmadan ekonomik ve kalkınma entegrasyonuna birebir katkıda bulunarak ve bu üretim sürecinin içinde aktif olarak yer alarak kendileriyle birlikte ülkenin de gelişmesine yardımcı olabilirler. Yine kadınların bu konuda gerek iş dünyasında gerekse sosyal dünyada “girişimcilik”lerinin teşvik edilmesi gerekir.
 
   Hep kadınlardan konuştuk. Aslında işin diğer ucunda da erkekler var. Söz konusu ‘Kadın Hakları’ olunca erkeklere düşen görevler ne olmalıdır?
 
  Daha önce de değindiğimiz gibi bu konuda biz erkeklere düşen ilk ve yegâne görev, kadını kendimizden haiz görmeyi bırakmalı, kadın-erkek ilişkilerini bir güç gösterisi anlayışından sıyırmalı, buna bağlı olarak da kadını toplumsal yapıda zayıf bir halka gibi görme bakış açısından kurtulmalıyız. Ve tabi gelecek nesilleri de bu anlayış çerçevesinde yetiştirmeli ve bu düşünceyi içselleştirmeliyiz.
 


İlk Yorum Yapan Siz Olun...
Adınız   :
E-Posta   :
Yorumunuz